Milli İstihbarat Akademisi, İsrail yayılmacılığını ele alan raporunu yayımladı
Türkiye Milli İstihbarat Akademisi, “İsrail Yayılmacılığının Anatomisi” başlıklı raporunu yayımladı. Raporda İsrail’in yayılmacılık politikaları, ABD desteğinin rolü ve Doğu Akdeniz’deki Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile iş birliği ele alındı.
- Milli İstihbarat Akademisi, “İsrail Yayılmacılığının Anatomisi” başlıklı raporunu yayımladı.
- Rapor, İsrail’in Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği iş birliğini Türkiye’yi çevreleme stratejisi olarak değerlendiriyor.
- Rapora göre İsrail’in askeri kapasitesi ABD’ye yapısal olarak bağımlı; ABD/İsrail-İran Savaşı bu bağımlılığı ortaya koydu.
- Raporda, “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” sürecinin stratejik bir dayanıklılık unsuru olduğu vurgulandı.
- Prof. Dr. Talha Köse, raporun ön sözünde İsrail’in bölgedeki eylemlerinin küresel istikrarsızlığa yol açtığını belirtti.
Türkiye Milli İstihbarat Akademisi, “İsrail Yayılmacılığının Anatomisi” başlıklı raporunu 24 Ekim 2026 tarihinde yayımladı. Raporda İsrail’in yayılmacılık politikalarının tarihsel, ideolojik, siyasi ve askeri temelleri ile bu politikaların bölgesel güvenlik üzerindeki etkileri incelendi. Çalışmada İsrail’in bölgesel hegemonya arayışı, ABD desteğinin rolü, Türkiye açısından ortaya çıkan riskler ve izlenebilecek stratejiler değerlendirildi.
Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, raporun ön sözünde İsrail’in Gazze’de soykırıma ulaşan eylemlerine, Batı Şeria’da idari ilhaka dönüşen işgaline ve Lübnan ile Suriye’deki yayılmacılığına dikkat çekti. Köse, bu politikaların küresel ölçekte istikrarsızlığa yol açtığını ve İsrail’in Suriye’den Doğu Akdeniz’e, Kızıldeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan genişleme arayışının iki devletli çözümü fiilen çıkmaza sürüklediğini ifade etti. Köse, Türkiye’nin güvenlik anlayışının bölge devletlerinin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve kurumsal kapasitesinin güçlenmesine dayandığını, İsrail’in ise çevresindeki aktörleri zayıf, parçalı ve müdahaleye açık tutarak güvenlik politikası geliştirdiğini belirtti.
Rapora göre Doğu Akdeniz, rekabetin en kurumsallaşmış sahalarından biri hâline geldi. Raporda, İsrail’in Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği güvenlik, enerji ve siyasi ilişkilerin Türkiye’yi doğrudan çevreleme stratejisine dönüştüğü vurgulandı. Savunma, teknoloji ve bağlantısallık odaklı bu iş birliğinin BAE ve Hindistan gibi aktörlerin katılımıyla daha geniş bir ağa dönüştüğü aktarıldı. Kurulan yapının Türkiye’nin hareket alanını daraltmayı ve Türkiye ile yakınlaşmayı maliyetli hâle getirmeyi amaçladığı kaydedildi.
Raporda İsrail’in askeri ve teknolojik kapasitesinin uzak coğrafyalarda operasyon yürütmesine imkân tanıdığı, ancak uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir savaşı tek başına sürdürecek yeterlilikte olmadığı ifade edildi. ABD/İsrail-İran Savaşı’nın, İsrail’in askeri kapasitesinin sürdürülebilirliği bakımından ABD’ye olan yapısal bağımlılığını ortaya koyduğu belirtildi. Gazze’deki soykırımın özellikle ABD’deki genç kuşaklarda oluşturduğu tepkilerin ise İsrail’e verilen desteğin geleceği açısından belirsizlik yarattığına dikkat çekildi.
Çalışmada, İsrail’in bölgesel müdahale kapasitesinin askeri varlığıyla birlikte toplumsal ve kimlik temelli kırılganlıklardan da beslendiği kaydedildi. Bu kapsamda “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” sürecinin Türk, Kürt ve Arap toplumları arasındaki bağları güçlendiren stratejik bir dayanıklılık unsuru olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Sürecin, dış aktörlerin etnik farklılıkları bir müdahale aracına dönüştürmesini zorlaştıracağı ifade edildi. Raporda, Türkiye’nin bölgesel stratejisinde devletlerin kapasitelerinin güçlendirilmesi, egemenlik boşluklarının azaltılması ve bölgesel dayanıklılığın artırılmasının öncelikli olduğu belirtildi.